metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

OKUL, EĞİTİM VE ŞİDDET

YUSUF YAVUZYILMAZ
18.04.2026

 

Son zamanlarda okullarda meydana gelen saldırılar, eğitim ve şiddet sorununu tekrar gündeme taşımıştır. 14 Nisan 2026 günü Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne silahla giren bir kişinin açtığı ateş sonucu 16 kişi yaralanmış, saldırgan ölmüştü. Bundan bir gün sonra ise Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'na yapılan silahlı saldırıda saldırgan dahil 10 kişi hayatını kaybetti.

 

Çocukların şiddete yönelmesinin sorumluluğunu aileye yükleyenler haklıdır. Ancak kabul edilmelidir ki, çocuğu kontrol etme ve yönlendirme ailelerin elinde değildir. Yani ortada düşünüldüğü gibi çocuğunu sürekli kontrol eden ve denetim altında tutan bir aile kurumu yoktur. Hatta çoğu aile şiddetin kaynağı durumundadır. Okullardaki şiddetin bir yönü de ebeveyn tarafından egosu sürekli şişirilen ve en küçük uyarıyı bile kabul etmeyen sorunlu ailelerde yetişen çocuklardır.

 

Hukuk ve adaleti değil; otoriterliği, baskıyı, disiplini birincil gören toplumlarda şiddet en önemli çözüm aracıdır. Toplumu eğitmeyi değil, baskı altına alarak suçu azaltmayı hedefleyen anlayış sorunludur. Çözüm hukuk, adalet ve ahlakı temele alan inşa, edici bir paradigmadır.

 

Eğitimdeki şiddet tartışması bizi, toplumdaki yaygın şiddetin sosyolojik kökenlerine, hukuk ve adalet sorununa, ahlaki ve sosyal çürümeye, insanların gelecekten umutsuzluğuna, sanal alemin ifsat edici rolüne eğilmeye ve tartışmaya götürmüyorsa yanlış yerden bakıyorsunuz demektir. Eğitim konusunda ortaya konan düşünceler, yorum yapan kişilerin kendi ideolojik konumlarına meşruiyet kazandırma aracına dönüştüğünü görüyoruz. Bu durum sorunun kendisini buharlaştırmaktadır.

Uzun yıllar eğitim denince, insanların aklına "Hababam Sınıfı" gelmiştir. Bu filmde okul, her tür olumsuzluğun, ahlaksızlığın yaşandığı bir yer olarak tasarımlanmıştır. Peki, öğrencilerin bütün yaramazlıklarını örten ne idi? Bir denetim sırasında öğrencilerin hep bir ağızdan "Gençliğe Hitabe"nin okunması. Dolayısıyla Gençlerin Kemalist olmaları yaptıkları her tür sorunu örten bir işlev görüyordu. Eğitime bu denli ideolojik gözlükten uzak bakılmalıdır. Eğitimi çağdaş, laik, bilimsel eğitim ile muhafazakar, İmam -hatip eksenine sıkıştırmak konuyu çözmekten çok içinde bulunduğu ideolojik kampa avantaj taşımaktan başka işe yaramayan dar bir sığlıktır. Oysa insanın Müslüman, sosyalist, liberal ya da Kemalist olması peşin olarak iyi, ahlaklı bir insan olmasına yetmez.

Türkiye'de okullara şiddet dışarıdan gelecek şiddete göre konumlanmıştır, oysa Siverek ve Maraş'ta olanlar şiddetin bizzat okulun içinden geldiğini gösteriyor. Bu durum sorunun güvenlik ekseni etrafında tartışılmasının yetersiz olduğunu gösteriyor. Çünkü okula dışarıdan bir saldırı yapılmış değildir. Bu durumda şöyle bir soru sorulabilir: Okul ve eğitim sistemi şiddet üretebilir mi veya şiddetin bileşeni olabilir mi?

Öte yandan okullardaki şiddet, eğitim politikaları yönünden derin bir krize işaret ediyor. Türkiye gibi bütünlüğünü tam olarak sağlayamamış ülkelerde her sorun politik kısır tartışmanın koridorlarında kayboluyor. Devasa bir toplumsal sorun, iktidar muhalefet arasında politik bir argümana dönüşüp silikleşiyor. Olayı sosyolojik ve pedagojik olarak tartışmak yerine siyasal rekabetin parçası haline getirmek Türk siyasal geleneğinin en kadim hastalığıdır.

 

Uzun yıllardır iktidarda olan bir partinin tutarlı bir eğitim politikası oluşturamamasının nedeni, öncelikle iktidarın izlediği eğitim politikalarında aranmalıdır. Muhalefet ve sistem üzerinden yürütülen tartışma iktidarın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sık sık yapılan değişimler bu konuda net bir tavrın olmadığını gösteriyor.

Ahlaki ilkelerin, toplum ve siyasal alanda etkin olmadığı bir ortamda, iktidar ve muhalefet fark etmeksizin, politik aktörlerin her söylediğinde bir hikmet aranarak savunulabilir. Böylece yaygınlaşan politik taraftarlık ahlaki duruş ve sağlıklı eleştirinin önünü aşılmaz, bir duvarla kapatıyor. Taraftar kitleler, iç eleştiriyi zaaf olarak görüyor ve "kol kırılır yen içinde kalır" ilkesizliğine ve oportünizmine sığınıyor. Her sorun karşı tarafın olumsuzluğu ile açıklanmaya çalışılıyor. Eğitim alanındaki şiddet tartışması da kolayca kısır döngüye dönüşebiliyor.

 

Politik çıkar hesapları, ekonomik kazanç kaygısı, bürokraside yer kapma telaşının cazibesi ve baskısı, muhafazakar dindarları da farklı bir ahlaki dönüşüme yol açıyor ve helal haram sınırlarına olan hassasiyeti büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Bu durum dindarlığın sekülerleşmesine yol açıyor. Sekülerleşen muhafazakar dindarda görülen ilk semptom, helal haram konusundaki hassasiyetin yitirilmesidir. Ahlaki hassasiyet yitirildiğinde ahlaki öncelikler yerini çıkarlara bırakır. Çıkarların sağladığı avantajlar, ahlakın silikleşmesini doğurur.

Her sosyal olayda olduğu gibi hukuk ve güvenlik de ahlak ile doğrudan ilgilidir. Ahlak davranışın içeriği( manevi) hukuk ise biçimsel( formel) yönüyle ilgilidir. Form, içerik ile desteklenmediğinde hukuk ahlaki bir temeli olmayan kaba bir zorbalığa dönüşür. Bu durumda insan ilişkileri ahlaki derinliği olmayan bir biçimselliğe dönüşür. Eğitimdeki güvenlik sorunlarının salt hukuk yoluyla ve güvenlik önlemleriyle giderilebileceğini savunmak sosyoloji ile zoolojiyi eşitlemek anlamına gelir. Oysa sosyoloji insan, zooloji hayvan bilimidir. Kriz temel olarak ahlakla ilgilidir. Bu nedenle toplumda derin bir ahlak krizi vardır. Burada bir sorun daha var kriz dönemlerinde kısa vadede hukuk mu yoksa ahlak mı öncelenmelidir?

Hukuk yoluyla sorunların çözülmeyeceğini, bu yüzden adaleti kendi sağlaması gerektiğini düşünen, mafyanın ve mafya dizilerinin çok revaçta olduğu, hukuka adalete olan güvenin kaybolduğu, sürekli bu sorunlarını konuşulduğu bir aile ortamında yetişen çocukların şiddete eğilimi normaldir. Okullardaki şiddetin bir yönü de ebeveyn tarafından egosu sürekli şişirilen ve en küçük uyarıyı bile kabul etmeyen sorunlu ailelerde yetişen çocuklardır. Okullardaki şiddet güvenlik önlemlerine indirgenenecek kadar basit değildir.

Hukuk yoluyla sorunların çözülmeyeceğini, bu yüzden adaleti kendi sağlaması gerektiğini düşünen, mafyanın ve mafya dizilerinin çok revaçta olduğu, hukuka adalete olan güvenin kaybolduğu, sürekli bu sorunlarını konuşulduğu bir aile ortamında yetişen çocukların şiddete eğilimi normaldir.

Öyle görülüyor ki, eğitim ile ilgili çok katmanlı bir sorun vardır. Bu sorunun bütün bileşenleri tartışılmalıdır. Olayı salt güvenlik sorununa indirgemek, öğrencilerin disiplinsizliğine bağlamak, olayın en etkisiz nedenini öne çıkarıp diğer önemli nedenlerin önemsizleşirilmesine yol açmaktadır. Üstelik sorun güvenlik çerçevesine sıkıştırılarak okulları yarı açık cezaevine döndürecek bir sürece izin verilmemelidir. Bu tutum toplumun otoriter kültürüne katkı yapmaktan başka bir ile yaramaz. Suç özgürlükleri daha çok kısıtlayarak ortadan kaldırılamaz. Şiddet kültürü salt okullarda söz konusu olsa, sorun sadece güvenlik önlemleri etrafında anlaşılması anlaşılabilir. Trafikteki en küçük ihlali çözmek için arabasında soba saklayan bir toplumun hukuk ile ilişkisi bir hayli sorunludur. Kaldık ki sorunun en masumları öğrencilerdir. Çünkü onlar karar verici, politika oluşturucu noktada değildir. Olayı güvenlik sorunu haline getirerek öğrencilerin üzerine yıkmak doğru değildir.

 

Eğitimde şiddet, salt güvenlik önlemleriyle çözülemeyecek kadar karmaşık bir soruna işaret ediyor. İndirgemeci ve seçmeni yöntemlerden uzak durmak gerekir. Eğitim süresi ve zorunlu eğitimin uzun olması sadece bir faktördür. Çünkü Maraş'ta ki olayda fail 8. sınıftadır. Toplumun genelinde her yaşta bir şiddet kültürü olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Maalesef sorunun temeline eğilmek yerine, katilin hangi sınıfa, ideolojiye bağlı olduğuna göre tepki vermek gibi ideolojik bir tutum içindeyiz. Katilin muhafazakar ve Atatürkçü olması sonucu değiştirmiyor. Soruna odaklanmak gerekiyor. Ancak siyasal kamplaşmanın bu kadar keskin olduğu yerde bunu yapmak imkansız gibi. Herkes suçu başkasının üzerine atıyor ve kendi sorumluluğu ile yüzleşmekten kaçınıyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş